HADİSE'NİN KLİBİ EROTİK Mİ VE CEHENNEMDE İLK ÖNCE YANACAK OL

HADİSE'NİN KLİBİ EROTİK Mİ VE CEHENNEMDE İLK ÖNCE YANACAK OLAN BACAKLAR

Bir gazete Hadise'nin son klibi hakkında şunları yazmış: 'Sıfır Tolerans' şarkısının erotik bulunmasına sosyal medya hesabından tepki gösteren şarkıcı Hadise, "Erkektir yapar, kadındır susar zihniyetine karşıyım. Ben bir kadın olarak buna boyun eğmek zorunda mıyım? Hayır" dedi.

Hadise, savaşmaya ve özgürce sanatını yapmaya devam edeceğini söyledi. Hadise hanım, savaşmaya ve özgürce sanatını yapmaya devam edebilir. Bu, onun demokratik hakkıdır. Ben de demokratik hakkımı kullanarak Hadise'yi uyarmak istiyorum. Hazır mısın Hadise?

Senin dinin nedir Hadise? "İslâmiyet'tir" diyorsan, dinle! İslâmiyette bir kadın kollarını, bacaklarını, göğüslerini ve diğer seksî yönlerini yabancı erkeklere, yani mahrem olmayanlara gösteremez. Gösterilmesi dinen suçtur. Siz de bu suçu şu anda "sanatımı yapıyorum" diyerek işlemektesiniz. Peki, bu suçun sonuçlarına, yani çıplak olarak sergilediğiniz organlarınızın cehennemde yakılmasına da hazır mısınız? Yoksa bir ceza görmeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz. Ama Allah vaadetmişse, o cezayı mutlaka göreceksiniz. Çünkü sizin bunu engellemeye gücünüz yetmez. Çünkü ölümü öldürüp dünyada ebediyen kalamazsınız. Bu yüzden bir gün ölüm sizi alıp yaratıcınız Allah'a döndürecektir. Allah'a dönmemeye gücünüz var mı? Buna gücünüz olmadığı gibi, tekrar diriltilmeyi engelleyecek gücünüz de yoktur. Bu da demektir ki; ölümünüzden sonra tekrar diriltilip Allah'a hesap vermekten kaçışınız mümkün değildir. O halde bir hesap veriş sizi beklemektedir. Birgün bu hesapla karşılaştığınızda ne yapacaksınız? Bu hesap sonucunda alacağınız cezanın karşılığı olarak klipte milyonlarca mahrem olmayan erkeğe seyrettirdiğiniz bacaklarınızın cehennemde milyonlarca defa yakılacak olmasına razı mısınız? Bu cezanın azabına dayanabilecek misiniz?

O halde Hadise hanım, kendinize gelmelisiniz! Çünkü bu dünyada işlediğiniz her bir fiilin öte dünyada bir karşılığı vardır. Eğer ötedünyada iyi bir karşılık istiyorsanız, Allah'ın haklarını çiğnememeli ve O'nun koyduğu yasaklara uymalısınız. Bu uymanın gereği olarak da göğsünüzü, kollarınızı, bacaklarınızı ve diğer seksî yönlerinizi size mahrem olmayan erkeklere göstermemeli ve seyrettirmemelisiniz.

Çünkü sizin vücudunuz, sizden önce, o vücudu yaratan ve onu size veren Allah'a aittir. O'na ait olan şeyi de yine O'nun hesabına ve O'nun yolunda kullanmanız icabeder. Bunun gereği olarak da vücudunuzun seksi organlarını mahrem olmayan erkekler karşısında örtmek zorundasınız. Sanatınızı vücudunuzun seksî yönlerini örterek de icra edebilirsiniz.

Eğer öte dünyada ebedî bir gençlik, güzellik ve saadet isterseniz, bu uyarıyı dikkate alır, gereğini yaparsınız. Eğer: "Ben dinsizin biriyim, istediğim gibi yaşarım" derseniz, dinsizlerin ve inkâcıların durumu ötedünyada daha da kötüdür. Çünkü onlar için ebedî bir cehennem ve azabı vardır. Ebedî bir cenneti seçmek varken ebedî bir cehennemi seçmek iyi bir ticaret olabilir mi? Olmaz tabii ki! Çünkü bu dünya ve evreni insan yaratmadı ve yaratamaz da. Onların bir sahibi vardır. O Sahip de kitap ve peygamber göndererek sahipliğini bildirmiştir. Bu bildiri karşısında insan, Sahibini tanımadan ve dünyadaki bulunuş amacını bilmeden keyfince yaşayamaz. Eğer keyfince yaşamaya kalkarsa, haydutluk etmiş olur. Bu haydutluk da elbette ki cezasız kalamaz ve kalmayacaktır. Çünkü insanın Allah'ın vaadettiği cezayı önleyecek bir gücü yoktur. Çünkü insan ölümü öldüremez, kıyameti durduramaz ve tekrar diriltilmeyi engelleyemez. Bu engellemeyi yapamayacak olan insanın Allah'ı, yani evrenin Sahibini bilmesi ve tanıması ve ahirete inanması gerekmez mi? Elbetteki gerekir! Çünkü insan ölümsüzlük istiyor. Çünkü insan ebedî bir gençlik, güzellik ve saadet istiyor. Akıl ve mideden ibaret olmayan insanın kalbi bunları isterken, dinsizlik ve inkârcılık insana hiç yakışır mı?

Elbette yakışmaz! Çünkü ebediyetle ilgili ihtiyaçlarınız sizi daima dine yöneltir. Bu gerçekler karşısında aklınızı da çıkarıp atamazsınız. Aklınızı çıkarıp atamadığınız için de dine yönelmek zorunda kalırsınız. Bu zorunluk insandan ayrılamaz.

Demek, dinsiz kalamazsınız Hadise hanım. Çünkü size bir varlık ve hayat verilmiş. Her an verilmekte olan hayatınız için de koskoca bir evren işletilmekte ve evren kadar büyük faaliyet gösterilmektedir. Acaba bu faaliyeti kim göstermekte, hayatı size kim vermektedir? İşte o hayat Verici'yi bilmek, tanımak ve O'na gereken teşekkürü yapmak zorundasınız. Bu zorunluk da sizi dinin içine sokar, dinsiz kalamazsınız. Dinsiz kalmanız ancak insanlıktan çıkarak, hayvanlaşarak, bitkileşerek ve şeytanlaşarak mümkün olur. İnsanlıktan çıkışa razı mısınız?

İnkâr etmekle de kurtulamazsınız. Çünkü evrenin ve içindekilerinin Sahibini inkâr etmekle o Sahip, yani Allah yok olmaz. Çünkü Allah yok olsa, bu evren de yok olur, ayakta ve varlıkta kalamaz. Ayakta ve varlıkta bir evren varsa, onun başında bir Allah mutlaka vardır. Ve o Allah, elçiler ve kitaplar göndererek varlığını bildirmiştir. Bu bildiri karşısında O'nu inkâr ederseniz, evrenin işletilişini kime vereceksiniz? Bu işletilişe siz ve sizin aşağınızda bulunan varlıklar sahip çıkamaz ve çıkması da mümkün değildir. Bu durumda "herşey kendikendine olup bitiyor" mu diyeceksiniz? Ama bu iddianızı hiç bir bilim adamı isbatlayamaz. Çünkü basit bir makina bile enerjisi verilmezse ve gerekli bakımı yapılmazsa, sürekli olarak çalışamaz. Sürekli olarak işlemekte olan evreni acaba kim işletiyor? Allah'tan yani herşeye gücü yeten kudretten başkası olabilir mi? Demek inkârda da çıkış yoktur! Bu çıkışsızlık da sizi Allah'a ve O'nun dinine yöneltmeli değil mi?

Gerçek din de odur ki, sizin ebediyetle ilgili olan bütün isteklerinizi ve ihtiyaçlarınızı karşılayabilsin. Yani kıyameti getirebilsin. Bütün insanlar öldükten sonra onları tekrar diriltebilsin. Onlardan hesap sorabilsin ve dünyada cezasız kalmış suçların ve mükâfatı verilmemiş iyiliklerin karşılığını verebilsin. Bu karşılık için de ebedî bir cenneti ve cehennemi kurabilsin. İşte bunları yapabilecek olan da ancak Allah'tır ve O'nun dini İslâmiyet'le mümkün olur.

Demek Hadise hanım, sizin dininiz ancak İslâmiyet olabilir. İslâm oldunuz mu?

Eğer "İslâmiyet nedir?" derseniz, İslâmiyet kısaca şudur: Allah'ın tekliğine ve ötedünyasına inanarak; hakla, adaletle, namusla, ibadetle, güzel ahlâkla, iyilikçilikle Allah'a teslim olmak ve kötülüğü terketmektir. Buradaki esasların ayrıntılarını Kur'andan ve Kur'an bilginlerinden ögrenebilirsiniz.

Eğer müslüman olmayı kabul ettiyseniz, bundan sonra göğsünüzü, kollarınızı, bacaklarınızı ve diğer seksî yönlerinizi mahrem olmayan erkeklere gösteremezsiniz. Tabii ötedünyada ebedî bir gençlik, güzellik ve mutluluk istiyorsanız. Bunu istemediğiniz takdirde, cehenneme ilk önce bacaklarınızın gireceğini bilmelisiniz. Bu girişi önleyecek bir kudretiniz var mı? "Yok!" diyorsanız, size evrenin büyüklüğü kadar kıymetli yaşam iyiliğini vermekte olan Allah'ın haklarını çiğnememelisiniz.

Hadise hanım! Göğsünüzü, kollarınızı ve bacaklarınızı örterek de klip yapabilirsiniz. Bir deneyin bakalım, nasıl bir sonuç alacaksınız...

Eğer müslüman değilseniz ve İslâmiyet'e girmek isterseniz, girişiniz şöyle olacaktır: "Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki; İsa, Musa ve Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir."

Bu girişteki birinci şahitliğin anlamı şudur: "Allah'tan başka tanrı yoktur." Çünkü Allah'tan başka herşey, Allah'ın yarattıklarıdır. O'nun yarattıklarından hiç birşey ve kimse, bu evreni ve içindekileri yaratabilecek ve işletebilecek güce, bilgiye, zenginlik ve ebediyete sahip değildir. Bu sebeple: "Allah tektir". Çocuğu ve ortağı da yoktur. Çünkü çocuğu ve ortağı olmadığı Kur'an ile bildirilmiştir. Bu bildirimin açıklaması da şudur: Çünkü Allah'ın tanrılığına denk olabilecek başka bir varlık yoktur. Başka bir varlık yoksa, ortak da yoktur. Hem Allah'ın acizliği ve fakirliği olmadığı için ortağa ihtiyacı olmaz. O'nun çocuğu da olmaz. Çünkü Allah doğurmamış ve doğurulmamıştır. Ezelî ve ebedî bir hayatı olduğundan da çocuğa ihtiyacı yoktur. Bu sebeple İsa, "Allah'ın oğlu" değil, elçisi ve yaratığıdır. Babasız dünyaya geldiği için de, İsa "Allah'ın mûcizesi" dir. Bu mûcizelik onu Allah'ın oğlu yapmaz. Çünkü yaratılanlar, Allah'ın ancak "eseri" olabilir, çocuğu olmaz.

İkinci şahitliğin anlamı şudur: "İsa, Musa ve Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir." Bu şahitlik, Allah'ın dinini globalleştirir. Çünkü son peygamber Hazret-i Muhammed olmakla birlikte ondan önceki peygamberlere inanmak da imanın şartlarından biridir. Bu sebeple Allah'ın dinine girmek isteyen bir kimse bütün peygamberlere inanmak zorundadır. Bu zorunluk da, Allah'ın dininin "tek" olduğunu gösterir. Yani İsa'ya, Musa'ya verilen din, Muhammed Hazretlerine de verilmiştir. Hazret-i Muhammed'e verilen din de, ondan öncekilere de verilmiştir. Onlara verilen dinin özetinin özeti de şudur: "Allah'ın tekliğine ve ötedünyasına inanıp O'na teslim olmak". Bütün peygamberlere gönderilen dinin esası işte budur. Bunu da acak Kur'an'dan öğrenebiliriz. Çünkü son gönderilen Kitap, öncekileri de içerir ve başkaları tarafından yapılmış bozulmaları düzeltir. Bu sebeple doğru dini ancak son Kitap'tan öğrenebiliriz. Son Kitap da Kur'an'dır.

Not: Bu uyarı, Adnan Oktar hocanın kedicikleri için de geçerlidir.

Hüseyin Avdıç

Bestekâr ve Dinsel Uyarıcı

 

http://kuranistokul.blogcu.com/sayfa/1

https://www.facebook.com/hueseyin.avdic

https://www.antoloji.com/huseyin-avdic/siirleri/

https://www.youtube.com/results?search_query=avdikiko

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !